İsrafı Kazanca Dönüştürmek


Ediz Hun - TÜKÇEV Mütevelli Heyeti Üyesi

Çevre, yaşamın ve üretimin hem kaynağı, hem de sınırını teşkil ediyor. Kaynakların tahribi ve tükenmesine karşı, dünya insanları olarak ortak tutumumuz henüz belirmiş ve uygulamada görülebilir değildir. Günümüzde ekonomik büyümenin doğaya-çevreye maliyeti, üretimden elde edilen kazançtan çok daha yüksektir. Ekonomiler büyüdükçe çevre harabiyeti de artıyor.

Doğanın içinde bulunan ve doğal hızında çoğalıp büyüyen, orman, mera, otlak, bitki, hayvan, balık, su, hava, toprak gibi “Yenilenebilir Kaynaklar” dikkatli sınırlar içinde kullanıldıkları takdirde, tamamen tüketilmeden, yararlanma ilkesi içinde kalabilirler, sürdürülebilirler. Bunların kullanımı sonucunda oluşan azalmaya, doğaya yardımcı olmak adına, tarım ve orman dikimi ile yardımcı olunabilir. İkinci yol da, bu kaynaklarla üretilen ürünler, kullanıldıktan sonra, yeniden dönüşüm yöntemleriyle tekrar kullanılabilir hale getirilebilirler. Böylece, doğadan yeni canlı madde alınması azaltılabilir. Bunu ne kadar yapabiliyoruz? Soru budur.

“Yenilenemeyen Kaynaklar” genellikle petrol, doğal gaz, kömür, maden ve mineraller gibi yer altı kaynaklarıdır; tüketildikçe, bir daha yerine konamamaktadırlar. Sanayi çağında birinci derecede önemli olan kömür, hem giderek azalmış, hem de yerini büyük ölçüde petrole bırakmıştır. Bugün petrol ve doğal gazın akıllıca bir ortak kullanımından ziyade, bu kaynaklar nedeniyle ortaya çıkan dolaylı ve dolaysız savaşlarla iç içeyiz. Bu kıt kaynaklardan kimin yararlanacağı güç dengeleriyle belirlenmektedir. Kaynakların uluslar arası anlaşmalarla sahiplerine gerekli öncelikler verilerek adil kullanıma kavuşturulması, insanlığın bugüne kadar atmış olacağı en medeni adımlardan biri olacaktır. TÜRYAK gibi insani hizmet kuruluşlarının uluslar arası boyutta yaptıkları bu gibi bilinçlendirme faaliyetlerinin müspet tesirleri ile insanlığın bugünkü kabul edilemez kaynak kullanımı tutumunu düzeltmesi en büyük umudumuzdur.

Yenilenemeyen kaynaklarımızı bir yandan akıllıca ve planlı kullanırken, bir yandan da çöpe giden ürünleri yeniden dönüşüm süreçlerinden geçirerek hammadde olarak kullanılabilir, yeni faydalı ürünler imal edebiliriz. Çöp, kullanıldıktan sonra işe yaramaz hale gelen, atılmaya hak kazanmış madde demektir. Oysa bugünkü çöplerin içinde son derece kıymetli malzemeler de bulunmaktadır. Bunları geri dönüşüm / geri kazanım yöntemleriyle işleyerek hem hammadde ihtiyacını azaltabilir, hem işlerin toplamı için yapılan enerji kullanımından tasarruf edebilir, hem yeni iş ve istihdam alanları açabilir, hem de kar edebiliriz. Günümüzde bu alan, teknolojisi hızla gelişen bir iş sahasıdır. Modern Yeniden Kazanım Sistemlerini kurabiliriz ve ekosistem dengesine duyarlı planlama ve üretim işlemleriyle geleceğe daha güvenle bakabiliriz.

Atıkların yeniden kullanıma sokulmasının maliyeti, aynı maddenin doğadan alınıp işlenmesi sürecinden daha az enerji yakmaktadır. Örneğin, ağaçtan karton elde etmekle atılmış gazetelerden karton elde etmek arasında %40, demir ve çelikte %35, cam ve alüminyum alaşımlı içecek kutularının yeniden işlenmesinde %95 enerji tasarrufu olmaktadır.

Bu yolla üretimden doğan kirliliğin de az olacağı açıktır. Örneğin, yeni kâğıt üretmeye nispetle, kullanılmış kâğıdın tekrar kullanılabilir hâle getirilmesi hava kirliliğinde %75, su kirliliğinde %35, su sarfiyatında %60 tasarruf sağlamaktadır.

Demir-çelik atıklarının yeniden kullanıma sokulması için yapılan işlemlerde, yeni çıkmış madenin işlenmesine oranla, hava kirliliğinde %85, su kirliliğinde %75, su kullanımında %40 azalma sağlanabiliyor. Bunlar daha temiz bir ortam içinde yaşamaya katkısı olan yeni teknolojilerdir.

Sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak zorundayız. Bunun için, başta, yenilenebilir ve yenilenemeyen kaynaklarımızın planlı, aşırı tüketime cevaz vermeyen, kullanıldıktan sonra geri dönüşüme ve yeniden kullanımına önem verir şekilde değerlendirilmesi hem ülke, hem de küresel hedeflerimiz olmalıdır. Yeni nesiller bu bilinçle ve bu becerilerle yetişmelidir.

Günümüzde ekonomik büyümenin ekosisteme olan maliyeti, üretim ve satıştan elde edilen kazançlardan çok daha yüksektir. Bu alanda uluslar arası standartların uygulanmasına ihtiyaç var. Bu konuda en ileri gitmiş uluslararası uygulama zorunlulukları Avrupa Birliğinde bulunmaktadır. Bir an evvel bu standartları uygulamak, ülkelerin uzun vadeli menfaatlerini iyi gördüklerinin bir göstergesidir. Halen dünya, torunlarının hakkını yemekle meşguldür. Bir Kızılderili atasözünde denildiği gibi; “Biz dünyamızı atalarımızdan miras almadık, çocuklarımızdan ödünç aldık.” Çocuklarımızın haklarını onlara sağlam bırakalım.

Kaynak: Bu makale II. Uluslar arası Örnek Kıdemli Vatandaşlar Kongresi ( Dünya Krizine Bütünsel ve Sağlıklı Çözümler ) sonuç bildirgesinde yayınlanmıştır.