Su ve Küresel Isınma


Nevzat CEYLAN - Milli Parklar Eski Genel Müdürü - Tüketici ve Çevre Eğitim Vakfı Genel Sekreteri

Dünya nüfusu 150 yıl önce 1 milyardı. Şimdi 7 milyar. 2050 yılında 9 milyar olacağı hesaplanıyor. Nüfusla beraber dünya ekonomisi son 50 yılda 5 kat büyüdü. Nüfus ve ekonomi büyüdükçe doğa ve çevreye verilen tahribat katlanarak büyümeye devam ediyor. Dünya nüfusunun %20’sini oluşturan kalkınmış ülkeler, dünya kaynaklarının %80’ini kullanıyor ve bu oranda da dünyayı kirletiyor.

Doğal kaynakların üçte ikisi yok edildi. Dünyadaki 10 bin kuş türünün si, 4500 memeli türünün %30 u, balıkların dörtte biri, bitkilerin dörtte biri yok edildi. Tarımsal genetik çeşitliliğin dörtte üçü yok edildi. Tarım alanlarının üçte biri yok edildi. Kimyasal gübre ve zirai ilaçlar doğal dengeyi bozdu. Tarım topraklarını kirletti. Dünya topraklarının üçte biri çölleşti.

Petrol, gaz, kömür gibi fosil yakıtlar ile metan, azot oksit ve diğer sera gazlar atmosferi kirletmeye devam ediyor. Son elli yılda fosil yakıtların tüketimi 9 kat arttı. Bunun neticesinde küresel ısınma tehlikeli boyutlara ulaştı. Böylece son yüz yılda dünya 0,7 derece ısınarak okyanuslar 20 cm yükseldi. Buzulların %20 si eridi, %40’ı inceldi ve Türkiye büyüklüğünde buzul yok oldu. Dünya 18.yy da küçük buzul çağı yaşadı. Buzullar azaldı çoğaldı ama şimdi toparlayamıyor. Antarktika tamamen eridiğinde denizlerin 60 metre, Grönland eridiğinde denizlerin 7 metre yükseleceği hesaplanıyor. Şimdiden Avustralya’nın kuzey doğusunda bir adalar ülkesi olan Tuvala’nın dörtte biri su altında kaldı, nüfusunun dörtte biri göç etti.

Küresel ısınmayla birlikte dünyanın dengesi bozuldu. Mevsimler değişti, bitkiler erken çiçek açmaya, hayvanlar erken doğurmaya başladı. Kuşların göç zamanı değişti, kış uykusuna yatan hayvanlar uykuyu unutmaya başladı. Susuzluk, kuraklık, açlık, iklim göçleri, doğal afetler, salgın hastalıkları kapımızdadır.

Atmosferin %36’sını ABD, ’ini Çin kirletmektedir. Bu ülkeleri sırasıyla Rusya, Japonya, Hindistan, Almanya takip etmektedir. AB ülkelerinin kirletme oranı tür. Türkiye’nin kirletme oranı %0.16 dır fakat en hızlı kirleten ülkeler içindedir.

Bilindiği gibi dünya ülkelerinin tamamına yakını atmosfere salınan gazlarının emisyonunu azaltmak için Türkiye dâhil KYOTO sözleşmesini imzaladı. Bu sözleşmeyi dünyayı en çok kirleten ABD imzalamadı.

Küresel ısınma en çok su kaynaklarını etkilemektedir. Suyun yanlış yönetimi ve yanlış kullanımından dolayı dünya nüfusunun %40’ı susuzluk tehlikesi ile karşı karşıya.1milyar insan sudan mahrum.1,5 milyon çocuk her yıl kirli sudan ölüyor.2025 yılında nüfusun üçte ikisi susuzluk ile ilgili sıkıntı yaşayacak. Bir insanı besleyecek yıllık gıda üretimi için yılda 2 ile 5 ton su harcanıyor.2050 yılında 9 milyar olacağı hesaplanan dünya nüfusu için %70 daha fazla gıda üretilmesi gerekiyor. Bu oranda da üretim için su tüketilecek. Ayrıca gıdaların %30’u çöpe gidiyor. Böylece bu kadar da su kaybı oluyor. Dünyadaki insanların ’i temiz su bulamıyor. Denizler, akarsular, göller, yer altı suları kirlendi. Su dengesini ve doğal dengeyi sağlayan dünyadaki sulak alanların yarısı kurutuldu.

Bilindiği gibi dünyadaki suyun %97,5’i deniz suyu, geride kalan %2,5 suyun dörtte üçü buzul, 0.4 ise içme suyu. Dünya son kırk yılda sularının neredeyse yarısını kaybetti.

Türkiye su fakiri bir ülkedir. Kişi başına düşen su miktarı yılda 1450 metre küp. Yirmi yıl önce bu miktar 4000 metre küptü. Nüfusumuzun artmasıyla 30 yıl sonra 1000 metre küpe düşecek. Suriye 1200,Irak 2020, Asya 3000, Batı Avrupa 5000, Afrika 7000, Güney Amerika 23000, dünya ortalaması 7600 metre küp.

Yer altı sularımız her yıl bir-iki metre çekiliyor ve kirleniyor. Suyun can damarı sulak alanların yarısı ülkemizde kurutuldu. Geri dönülemeyecek şekilde doğal yapısı bozuldu. Kurutulan alan neredeyse Marmara Denizi kadardır. Bırakın geçmişi Seyfe Gölü, Akşehir Gölü, Eşmekaya, Meke Gölü, Sultansazlığı, Ereğli Akgöl daha yeni kurutuldu. Beyşehir Gölü, Bafa Gölü, Burdur Gölü, Tuz Gölü gibi daha onlarca gölde sular, yağmur ve kar yağışının nadir olarak fazla olduğu yıllar hariç tamamen çekilmek üzere. Hâlbuki kurutulan veya suyu çekilen göllerde kuraklığın etkisi sadece %7 dir. Bu alanlar tamamen yanlış su yönetiminden ve yanlış su kullanımından kurumuştur. Bu sulak alanlarda hayat tamamen durmuştur. Binlerce kuşun yaşadığı bu alanlarda artık kuş sesi yoktur. Tamamen çölleşmiştir. Etrafında yaşayan insanlar perişandır. En acısı da kurutulan bu alanların tamamına yakını koruma statüsünde ya Milli Park, Sit alanı, ya da ramsar alanıdır.

Yanlış tarım ve su politikasından dolayı, ülkemizin en kıt su kaynağı bulunan Konya havzasında, suyu en çok harcayan pancar üretimi devam etmektedir. Hem de yüzeysel sulama yapılarak. Bu sayede bölgedeki hem göllerin su seviyesi düşmüş, hem de sulak alanlar kurumuştur. Artık 50 binden fazla kaçak kuyu ile Konya ovasındaki Türkiye’nin %40’ına sahip yer altı suları her yıl 1–2 metre aşağılara çekilmekte, hatta Tuz gölü seviyesinin altına düştüğü için yer yer tuzlanmaktadır.

Ülkemizde sulanabilir alanlardaki tarımsal amaçlı kullanılan sulamanın %92 si yüzeysel, %75 i yağmurlama, %0,5 i damlama sulama ile yapılmaktadır. Yüzeysel sulama yapılan araziler gittikçe tuzlanarak çoraklaşmakta ve çölleşmektedir. Harran’da ve Konya ovasında bu durum en büyük tehlikedir. Son yıllarda damlama suyu sistemi için teşvikler verilmesi memnuniyet verici olmasına rağmen yeterli değildir.

Ülkemizde atık suların %98’i arıtılmayarak akarsulara, göllere ve denizlere bırakılmaktadır. Her litre atık su onlarca litre temiz suyu kirletmektedir. Evet, bütün bu olumsuzlukları uzatmak mümkündür.

Susuzluk tehlikesine çare bulmak ve dikkat çekmek için, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1992 yılında Rio’da düzenlenen çevre ve kalkınma konferansında 22 Mart gününü Dünya Su Günü ilan etmiştir.

BM 2006 Dünya Su Gününde yayınladığı raporda; aslında dünyadaki suların herkese yetebileceğini fakat suyun yanlış yönetiminin susuzluğa sebep olduğunu açıklamıştır. Önümüzdeki yılların, en önemli çevresel sorununun su olacağını görüyoruz.

Küresel ısınma su döngüsünü aksatmakta ve susuzluğa en büyük sebeplerinin başında gelmektedir.Fakat özellikle ülkemizdeki susuzluğun ana sebebi, yanlış yönetim ve yanlış kullanımdır.İçinde bulunduğumuz 2012 yılında kar yağışının mevsim ortalamasının üstünde olmasından dolayı susuzluk çekilmeyecektir.Ama önümüzdeki yıllarda aynı bereketi yaşayacağımızı kimse tahmin edemez.

Küresel ısınmadan, susuzluktan ve kuraklıktan kurtulmak için aşağıdaki tedbirlerin alınması gerektiğine inanıyoruz;

1. Suya erişim hakkı Anayasal güvence altında alınmalıdır.
2. Başta nükleer olmak üzere hidrolik santralleri, güneş, rüzgâr ve jeotermal enerji kaynakları ile bioyakıt ürünleri devreye sokulmalıdır. Hidroelektrik santraller kurulurken doğal denge bozulmamalıdır.
3. Kurutulan sulak alanlar tekrar suya kavuşturulmalıdır.
4. %95’i kayıp olan vahşi sulamanın önüne geçmek için; damlama sulama sistemi devlet tarafından ücretsiz kurulmalı veya çiftçimize uzun vadeli faizsiz kredi verilmelidir. Çünkü her kayıp suyun maliyetinin bundan onlarca kat fazla olduğu unutulmamalıdır.
5. Kuraklığın en yoğun yaşanacağı Konya ovasından başlayarak, damlama sistemine geçene kadar pancar ekimine son verilmeli, bundan oluşacak çiftçi zararı devlet tarafından karşılanmalı. Kaçak kuyular kapatılmalıdır. Yoksa önümüzdeki yıllarda tarım için su kalmayacaktır.
6. %95 lere ulaşan tarımsal su kayıplarının, %45’lere ulaşan şehir suyu kaçaklarının ve lere ulaşan sanayi üretimi kaçaklarının önüne geçilmelidir.
7. İnsanlarımız artık çok dikkatli su kullanmalıdır.