Sürdürülebilir Çevre ve Uluslararası Anlaşmalar


Ömer UÇMAN - TÜKÇEV Genel Sekreteri

Ekosistem; dünya doğal dengesi için kullanılan bir terimdir. Ekosistem, mikro kimyasal ölçülerin birbiri ile orantılı etkileşimi sayesinde dengede devam edebilen yaşayan dünya sistemidir. Tüm sistemler gibi girdi – dönüşüm işlemi – çıktı – netice, tekrar girdi – tekrar çıktı döngüsünde varlığını sürdürür. Sisteme giren girdiler ya da çıkan çıktılar, sistemin massedemeyeceği oranlar ve ölçüler taşıyorlarsa, sistem bunları işleyemez ve sistemde yetmezlikler ve bozulmalar meydana gelir. Buna, ekosistem krizi diyoruz.

Yaşadığımız ekosistem krizi, genellikle, sanayi mamûlleri üretimi ve tüketimi sırasında ortaya çıkan atıkların çevreye verdikleri zarar sebebiyle doğal sistemin sağlıklı işleyemez hâle gelişi ile ilgilidir. Bu durumun sebeplerine dört açıdan bakabiliriz: Birincisi refah felsefesi, ikincisi üretim teknolojileri, üçüncüsü kaynak - mekân planları ve yerseçimi, dördüncüsü tüketim tarzıyla ilgilidir.

Dünyamız 10 milyar insanı rahat ve barış içinde yaşatacak donanımdadır.Şu andaki ekonomi felsefesi maddî refah ve kazanç amacıyla sınırsız büyüme, aşırı üretim ve ölçüsüz tüketime dayandırıldığından dünyanın takatini kesmektedir. Ölçüsüz kazanç için ölçüsüz tüketim, kaynakların sınırsızlığı varsayımına oturtulmuştur. Kaynaklar sınırsızdır; eğer onlardan ihtiyacınız olanı kadarını talep edecekseniz. Ancak, gerçek ihtiyacın üzerine çıkan talep, kaynakları kıt hale getirir. Doğal dengenin kaldırabileceği ve insanların gerekli olan refahla iktifa edeceği sürdürülebilir kalkınma felsefesine ve buna uygun kaynak planlaması gerekmektedir.

İnsan yapısı üretim teknolojileri genel olarak üretim felsefesini takip eder. Serî üretim ya da müşteri odaklı serî üretim şu anda bile bol kaynak kullanan, bol atık bırakan, üretim sırasında çıkan fazlalıkların yeniden değerlendirilmesinin pahalı olduğu yapıdadır. Bazı üretim teknolojileri atık duyarlılığı ile geliştirilebilmiş ise de bazıları henüz bu noktaya getirilememiştir. Bu durumda, üretim bilgisinin kullanımında üç hâl ile karşılaşılmaktadır. Üretim teknolojisi atıklı olduğu için doğayı kirletici üretim yapmak zorunda kalan işletmeler, doğru yer seçimi yapmadan üretim teknolojisini kullandıkları için çevreye gereksiz zararlar verenler ve teknolojisi bulunduğu halde sırf kendi üretim maliyetini düşük tutmak ya da yaptıkları masrafı başkalarına yükleyerek kendi zararlarını azaltmak için var olan teknolojiyi kullanmayan veya kendilerinde olsa da atıl tutanlar.

Yenilenebilir kaynaklar oldukları halde, yanlış üretim teknolojileri nedeniyle büyüyen atmosfer etkilerinin dünya azot tabakasının delmesinden, suların, toprakların, yer altı sularının kirlenmesine, ormanların harap olmasına, bitki ve hayvan yaşam zincirlerinin bozulmasına kadar telâfisi güç birçok zararlarını tüm insanlık azalan refahı ile ödemek zorundadır. Haberler balina ve yunusların yerküreyi terk etmekte olduklarının kanıtlarıyla doludur.

Kirlenme veya bozulma ortaya çıktıktan sonra bunların düzeltilmesinin maliyetleri, baştan önlem alma maliyetlerinden çok daha yüksektir. Kullanılan teknolojinin zararlarını önleme fikri Hiroşima’ya atom bombası atıldıktan sonra Japonya’da ortaya sürülmüştü. Uluslararası Kyoto Antlaşması bu gerekçe ile ortaya çıktı ve destek buldu. Ancak, üretim teknolojileri nedeniyle dünyada en büyük kirlilik yaratan Amerika Birleşik Devletleri üreticileri geçen yıla kadar bu anlaşmanın imzalanmasına yanaşmadılar. ABD azgelişmiş ülkelerin kirletme kotalarını satın alarak kendi dolmuş kotalarına ilâveler sağladı. Bu, teknolojisi bulunduğu veya geliştirilebileceği halde sırf kendi üretim maliyetini düşük tutmak için çevreye zarar verme tutumuna bir örnektir. Yarım asra yakın süredir çevre dostu teknolojilerin yeteri kadar öne çıkamadığı bir dönemi devam ettirmişlerdir.

Şehircilik, sanayi, ulaştırma için uzun vadeli mekân planları uygulanmaması ve yer seçimi yanlışlıkları nedeniyle çevreye verilen zararların bir örneği, geçtiğimiz aylarda Macaristan’da Tuna kıyısında denetimsiz biriken sanayi atıklarının tüm nehri, sahildar ülkeleri ve Karadeniz’i tehdit etmesiyle dünyanın gündemini meşgûl etmesi ile görülmüştür. Dünyadaki en iyi çevre standartları ve mevzuatı Avrupa Birliği’nde bulunmaktadır. Ne var ki, bu yeni AB ülkesinde mevzuatı tam anlamıyla hayata geçirmek mümkün olmamıştı.

Tüketime sunum ve tüketim tarzı ile ilgili kirlilik dünyanın hızla büyüyen bir sorunudur. Bununla başa çıkmak başlıca iki yaklaşımla yapılmaktadır. Doğal çevreyi canlandırma / yenileme ve tüketim atıklarının (çöpün) yayılmasını önleme. Çöp, ekosistem krizinde önemli yere sahipken, acil bir sağlık sorunudur da. Çöpün yayılmasını önleme başlıca iki yolla yapılmaktadır: çöplerin toplanarak düzenli bir şekilde imha edilmesi veya çöplerin içindeki kullanılabilir – metal, kâğıt, plastik, cam gibi – maddelerin dönüşüm yoluyla yeniden kullanılabilir mallara dönüştürülmesi .

Geri dönüşüm ise, kullanım dışı kalan ve yeniden değerlendirme imkanı olan atıkların, fiziksel ve kimyasal geri dönüşüm yöntemleri ile hammadde olarak tekrar imalat sürecine kazandırılmasıdır. Burada amaç, giderek artan gereksiz doğal kaynak kullanımını önleyerek atıkların kaynağında ayrıştırılması ve bu şekilde doğal kaynaklar korunur, enerji tasarrufu sağlanır , azalan atık miktarı çöp toplama işlemlerine kolaylık getirir ve ülkenin geleceğine ve ekonomisine yatırım yapma olanaklarını artırır. Diğer taraftan çöp ve atıklar ile mücadele sadece ülkenin iç işi değil tüm insanlığı ilgilendiren bir konudur. Ekosistemlerdeki bozulma tüm dünyayı kapsayan çevrede zincirleme bozukluk meydana getirir.

Zira 1 ton plastik atığının geri dönüşümü ile %95 oranında tasarruf sağlanır, dünyadaki kağıt tüketiminin yarısı geri kazanılırsa , her yıl 8 milyon hektar orman alanı korunur,bir ton cam atığının geri dönüşümü ile 100 lt.petrol tasarrufu sağlanır. Ayrıca bir cam şişe doğada 4000 yılda , plastik 1000 yılda yok olmaktadır.

Bir ülkede kontrol altına alınamayan çöp ve atıkların kirlettiği toprak ve sular sınırları aşarak dolaşabilmektedir. Bu yüzden de uluslar arası anlaşmalar büyük bir önem arzetmeye başlamıştır.Bunun en güzel örneklerinden birisi 18 Ekim 2010’da Japonya’da 190 ülkenin temsilcisinin buluşarak biosistemler ve ekosistemler üzerine hükümetler arası “ Bilimsel Politika Platformu”nun oluşturulması konusundaki çalışmalarıdır.

Bu konulara ülkemizde çok önem vermekte olup AB müktesabatı dahilinde ,Çevre ve Orman Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu’nun gayreti ile faslın açılması sağlanmıştır. Bu faslın açılması kadar kapanması çok önemlidir. Bu yüzden Türkiye’nin son günlerde çevre konusunda teknoloji, bilim ve eğitimde işbirliği için İngiltere ile yaptığı anlaşma, atacağımız adımları hızlandıracak ve kolaylaştıracaktır.Gümrük birliğine nasıl önceden girildi ise, Türkiye’nin en önemli özelliklerinden biri olan çevre değerleri konusuna da öncelik verilmelidir.

Çevre ile ilgili sorunların bilincinde olan TÜKÇEV, Çevre ve Orman Bakanlığının verdiği yetkiye dayanarak üretici firmaların ambalaj atıklarını doğadan geri toplamaları ile ilgili mevzuatlar gereğince yükümlülüklerini üstlenmekte ve onlar adına toplumun eğitimi ve bilinçlendirilmesi konusunda önemli çalışmalar yapmaktadır.

Ve kısacası Albert Einstein’ in dediği gibi “ Sorunlar, onları yaratırken kullandığımız düşünce tarzı ile çözülemez.”

Kaynak : Bu makale II. Uluslararası Örnek Kıdemli Vatandaşlar Kongresi ( Dünya Krizine Bütünsel ve Sağlıklı Çözümler ) Sonuç Bildirgesinde yayınlanmıştır.