Tüketici Derneklerinin Medyadaki Beslenme ve Diyet Haberlerine Bakışı ve Yaklaşımı


Ömer F. Uçman - Tüketici ve Çevre Eğitim Vakfı Genel Sekreteri

Değerli konuklar, Gıda Biliminin değerli temsilcileri…Hepinizi, kısa adı TÜKÇEV olan Tüketici ve Çevre Eğitim Vakfı ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Sizlere öncelikle Vakfımızdan kısaca söz etmek istiyorum. TÜKÇEV, Üretim – Tüketim zinciri içinde – başta çevrenin korunması olmak üzere- geleceğe yaşanabilir bir dünya bırakmak adına en temel parametrenin “eğitim” olduğuna inanmaktadır. TÜKÇEV’ i benzerlerinden ayıran bu olsa gerek.

Siz değerli bilim adamlarının huzurunda bir kez daha EĞİTİM’ e olan inancımızın altını çizmek bizlere gurur vermektedir.

Konferansla ilgili konuşma yapmak üzere davetinizi aldığımızda önce biraz tereddüt ettik; zira sizler gibi her biri alanında bu denli uzman bir ekibin karşısında konuşmak takdir edersiniz ki kolay değil. Ama öte yandan çok memnun olduk çünkü siz değerli bilim adamlarımıza Tüketici gözüyle tespit ettiğimiz bazı sorunları aktarma imkânı bulduk.

Ben o nedenle başta Sayın Prof. Dr. Tanju BESLER Hocamız olmak üzere hepinize teşekkür etmek istiyorum.

Medyanın halkın bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi konusundaki rolü inkâr edilemez.

Özellikle beslenme açısından baktığımızda bu daha da büyük önem kazanmakta. Sizlerin de bildiği gibi tüketici nezdinde “Beslenme ve Sağlık” kavramları her geçen gün önemini arttırmakta ve beraber kullanılır hale gelmektedir.

Medya etiği açısından konuya bakacak olursak;

Doç. Dr. Filiz Balta Peltekoğlu’ nun da dediği gibi; “Medya aracılığı ile sunulan ve yeni değerlere hizmet eden mesajlar, giderek meşrulaşmakta, sıradanlaşmaktadır. Medya aracılığı ile farklı dünyalar izleniyor, farklı yaşam biçimleri sunuluyor, farklı mekânlara yolculuklar yapılıyor ve yaratılan modeller ilahlaştırılıyor. Bilginin yerini ekonomik gücün doldurduğu, kısa sürede ün, para ve güç getirecek yaşam biçimine özenmenin arttığı bir toplumda, etik değerlerin değişimi söz konusu olup, maksimum, sayıda insana, minimum sürede ulaşma olanağı sunan medyaya önemli görevler düşmektedir. Belki burada en önemli sorun, basında çalışanların da aynı toplumun üyesi olmakla birlikte, onun önünde gitme görevini üstlenmiş olmaları ve negatif değişimlere alet olmamaları gereğidir. Bu noktada vatandaşın haber alma hakkı ile birlikte kişilerin özel yaşamlarını koruma hakkını birlikte içeren özgür basın anlayışı ile basında özdenetim dikkatlerin yoğunlaşması gereken konulardır.

Yasama, yürütme ve yargı ile birlikte dördüncü güç olarak kabul edilen basında çalışanların bu güçten doğan sorumlulukları da elbette sahip olunan güç ile doğru orantılı olmalıdır. Haber verme ve bilgilendirme, analiz ve yorum yapma, eğitim, ikna ve halkla ilişkiler, satış ve reklam, eğlendirme gibi amaçlara hizmet eden medya bu amaçlara hizmet ederken sorumluluğundan sıyrılmalı, bireysel çıkarlara yenik düşmemelidir.”

Medyanın bu görevinin yanında kamu otoritelerini de toplumu bilinçlendirme konusunda önemli görevler düşmektedir. Hepimiz biliyoruz ki beslenme süresinin başlangıcı gıda üretimidir. Gıda üretimi dediğimiz zaman karşımıza Gıda Sanayi gibi dev bir yapı çıkıyor. Adem ve Havva’dan bu yana insanlığın gıda üretimine ihtiyacı hiç bitmemiştir. İnsanlık var olduğu sürece bu ihtiyaç ta devam edecektir. Bugün ülkemizde de gıda sanayinin geldiği aşama küçümsenmeyecek bir noktadır. Gerek sağlığa uygunluk standartları açısından gerek ürün kalitesi açısından gerekse çeşitlilik açısından Türk Gıda Sanayi dünyayla boy ölçüşebilecek niteliktedir. Bugün Türk Halkının herhangi bir gelişmiş ülkede bulup ta Türkiye’de ulaşamadığı bir gıda çeşidi neredeyse yoktur. Tabi ki burada etnik gıdaları tasnif dışı bırakıyorum.

Bir süre önce Tarım Bakanlığı tarafından Fonksiyonel Gıdalar konusunda bir düzenleme yapıldı ve Türk Halkı probiyotik yoğurtlarla, kolesterol düşüren margarinlerle, zekâ geliştiren peynirlerle tanışmaya başladı. Ben yaşım itibariyle özellikle kolesterol konusunda oldukça hassas bir tüketici olduğum için bu ürünlere ilgi duydum. Margarin yiyerek kolesterolün düşmesi bundan önce hiç kimsenin hayal edemeyeceği bir şeydi. Gıda bilimi konusunda bilimsel gelişmelerin geldiği noktayı göstermesi açısından bunun çok önemli olduğunu vurgulamak adına bu örneği verdim.

Sadece Fonksiyonel gıdalar mı? Tabii ki değil. Az yağlı ürünler- diyabetik ürünler- yağı azaltılmış ya da değişik mineral ve vitaminler bakımından zenginleştirilmiş gıdalar. Bunlar saymakla bitmez. Burada ısrarla altını çizmek istediğim husus tüketicinin daha markette bir ürünü satın alırken alacağı ürünle ilgili yeterli seviyede bilgilendirilmediğidir.

Kolesterolü düşürür diyen bir ürünü ben alırken ne kadar süreyle kullanmam gerektiği ne miktarda kullanmam gerektiğini gıdanın ambalajında göremiyorum. Bununla ilgili üretici firmaları aradım ve benim haklı olduğumu, kendilerinin de bu konudan muzdarip olduklarını öğrendim. Meğerse bu tip bir gıdanın ne kadar sürede tüketilmesi gerektiğine dair firmalar reklam yapamıyorlarmış. Reklam yapmayı bırakın ürünle birlikte bilgilendirici bir kitapçık dağıtmaları bile yasakmış.

Bu konuda resmi düzenlemeyi yapan kurum da Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı imiş.

Açıkçası hayret etmemek mümkün değil. Bizzat tüketiciyi reklam-özendirme-PR aktiviteleri gibi değişik yollardan daha fazla eğitmeyi daha fazla bilgilendirmeyi teşvik etmek hatta yasal zorunluluk haline getirmek gerekirken bunu engellemek kime nasıl bir hizmettir? O zaman Üretimine niye müsaade ediyorsunuz?

Ben açıkçası buna bir yanıt arıyorum hala… Hem Tüketici Hakları, Bilinci diyeceğiz hem de tüketicinin bilgilendirilmesi konusunda yasakçı bir yaklaşım içinde olacağız. Buna eminim bu salonda yanıt verecekler olacaktır.

Gelecek nesillerin beslenme konusundaki ihtiyaçları kuşkusuz bugünkünden farklı olacaktır. Zira bir taraftan Obezite diğer taraftan beslenme yetersizliğine ilişkin başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere tüm otoritelerin ortaya koyduğu rakamlar son derece endişe vericidir. Söz konusu rakamlar konunun çok boyutlu irdelenmesini de zorunlu kılmaktadır.

Gıda Bilimi- Gıda Sanayi ve tüm otoriteler bu konuya ortak çözüm arayışı içindeler. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü’nün Obezite ile Mücadele konusunda oluşturduğu taslak uygulama planı tarihe “ İstanbul Şartı” olarak geçmiştir.

Bu noktada tabii medyanın da rolü ve önemi giderek artmaktadır. Her gün gazetelerde tükettiğimiz gıdalara ilişkin birçok beslenme tavsiyesi veya haber okuyoruz. Bu haberlerin doğruluğunu/ yanlışlığını analiz eden bir merci var mıdır? Yanlış bilgilere ilişkin medya üzerinde bir yaptırım var mıdır? Ya da Medya’nın bu konudaki hareket alanı neye göre hangi otorite tarafından belirlenmiştir.

Özellikle diyet önerileri ile ilgili kısımlar benim çok dikkatimi çekiyor. Hatta bir ara bir gazete broşür dağıtmıştı adı oldukça meşhur birinin imzasıyla “Kalori Oranlarına” ilişkin zayıflama önerileri vardı bu broşürde. İçinde 500 Kalorilik - 700 Kalorilik - 800 Kalorilik diyet tarifleri vardı. Broşürün hiçbir yerinde de Diyete başlamadan önce bir diyetisyene ya da hekime danışmalısınız şeklinde bir uyarı da yer almamaktaydı. Şimdi Beslenme Bilimi otoriteleri olarak sizlere bu yaklaşımın ne denli doğru olup olmadığını soruyorum?

Bizler okuduğumuz bir beslenme haberinin doğru olup olmadığını bilemeyiz. Neticede Tüketici bu tavsiyelere uyar ya da uymaz. Uymazsa sorun yok ama uyarda tavsiye edilen diyetten zarar görürse bunu neye göre kim tespit eder? Bu sorunun yanıtını da yine birilerinin vermesi gerekir kanaatimizce.

Bu konuda herhangi bir araştırma yapılmış mı diye baktığımızda karşımıza Hacettepe Üniversitesi öğrencilerinin 2005 yılında hazırladığı bir akademik bir çalışma çıktı. Bu değerli çalışmanın Danışmanı da Prof. Dr. Tanju BESLER imiş. Konuyla direk ilgisi olduğu için ben bu kaynaktan bazı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Araştırma 15 Kasım 2004-20 Şubat 2005 tarihleri arasında takip edilen 8 gazeteden 475 haber üzerinde yapılmış. Ben burada gazetelerin dağılımına ve isimlerine girmeyeceğim. Ama merak edenler için mutlaka incelenmesi gereken bir çalışma. Özellikle medya temsilcilerinin göz atmasında fayda var.

Araştırma sonuçlarına bakacak olursak; Beslenme Haberlerinin %38,7’si “Genel Beslenme”, %4,8’i “Çocuk Beslenmesi”,%1,7’si "Obezite", gibi konuları içerirken % 17,5 gibi büyük bir çoğunluğu "Menü Planlama", üzerinedir.

Araştırmada gazetelerde yayınlanan beslenme haberlerin kaynaklarına göre dağılımına baktığımızda;

  Sayı %
Diyetisyen 46 9,4
Tıp Doktoru 125 25,5
Diğer 76 15,5
Araştırma 77 15,7
Kaynağı Bilinmeyen 167 34,0

 

Bu haberlerin doğruluk yüzdelerine baktığımızda;

  Sayı %
Doğru 297 62,5
Kısmen Doğru 59 12,4
Yanlış 119 25,1

 

Araştırma sonuçlarından da anlaşılacağı gibi Medya’nın halkın doğru bilgilendirilmesi adına doğru kaynaktan haber yapması büyük önem teşkil etmekte. Haberlerin kaynağında Tıp Doktoru, Diyetisyen Beslenme Uzmanı gibi bir otorite yoksa haber içeriğinin yanlışlık düzeyine göre ulaştığı kitle üzerindeki tesiri son derece hayati ve istenmeyen sonuçlar doğurma riski taşımaktadır.

Mucize Diyetler – Mucize Yiyecekler – Mucize İçecekler kısa dönemde büyük baskı sayısı artışları getirse de uzun dönem de Halk Sağlığı açısından tehlike ve tehdit unsuru olmaktadır. O nedenle siz değerli katılımcılar huzurunda Medya’dan bu konuda daha fazla hassasiyet daha sorumlu bir yayın anlayışı beklediğimizi ifade etmek istiyoruz.

Tüketiciyi bilinçlendirmeyi görev bilmiş bir vakıf olarak, konunun uzmanı olan sizlerle halkımızı bilinçlendirmek ve eğitmek adına birlikte hareket etmeyi her zaman isteriz. Medyanın halkımızı doğru kaynaktan bilinçlendirilmesi için projeler üretebilir yine bu projeleri birlikte yürütebiliriz. Sizlere özverili ve sorumluluk dolu çalışmalarınızda başarılar diler bize bu fırsatı tanıdığınız için bir kez daha vakfımız adına teşekkür ederiz.

Kaynak : VI. Uluslararası Beslenme ve Diyetetik Kongresi Sonuç Bildirgesinde yayınlanmıştır.